15 Yorum
User’in avatarı
Deniz’in avatarı

Zendaya'nın rolü alma hikayesi öyle saçma ki, "gel, eksik kalma" gibisinden :) Mia Goth'u bile gördüm. Bir zananlar Christmss filmleri çekilirdi bir sürü ünlü doluşturup, ona benziyor. Biz Interstellar'ı 50. kez izlemeye devam.

Sıla Arlı’in avatarı

Evet, cidden o filmler gibi. Mia Goth ya da Zendaya gibi artık kendini kanıtlamış genç oyuncular iki buçuk dakikalık rolleri neden kabul eder anlamam. Hollywood ilginç bir yer.

Deniz’in avatarı

Koskoca Zendaya olmasa “kocişimle bi de tatil yaparız” diye düşündü derdim ama :) Filmin pr’ı da onun üzerinden yürütüldü gerçi. Güzel bir anlaşma.

Semih Y.’in avatarı

edilmesini bile cok az kisinin basarabilecegini dusunuyorum. Oyle olsa metin anonim, onlarca film cikardi. Bultende onerdigin 'RETURN' u de izledim, acikcasi basarili bulmadim. Bilemiyorum, belki ben daha ihtisamli, Holywoodvari aktarimlari seviyorum. Size katildigim iki nokta, Jpnathan'dan ayrildiktan sonra senaryo gucunde bir miktar azalma oldugu ve bu filmdeki bazi aktorlerin siritmasi. Onun disinda her yonetmen metne kendi yorumunu ve dokunusunu fazlasiyla yapar, 'o niye yok bu niye boyle islendi' yorumlari yapildi cok, densiz ve yersiz buluyorum. Sirenler'i cok cok guzel islemis bence, bu yorumu cok begendim. Tepegoz kismi daha iyi aktarilabilirdi, gereginden fazla uzatilmis da buldum. Fakat genel olarak destana psikolojik incelemesi bakimindan farkli bir yonden yaklasmis olsa da ben genel olarak cok basarili buldum. 2 saat 50 dakikalik bir filmde biran olsun dikkat dagilmadan, sikilmadan izletmeyi basarmak herkesin harci degil. Butun filmografisine hakim biri olarak -following dahil- en az begendigim filmleri tenet, dunkirk ve oppenheimer olmustu. Ki onlarda bile yapilmayani yapmaya calistigi ozgun, cesur tarzini takdir ediyorum. Standardin disina cikabilmek cesaret ister. Inception, memento ve prestige ise defalarca izlenecek basyapitlar benim gozumde. Eyyorlamam bu kadar:) karsit da olsa fikirlerini duymak isterim, tesekkurler.

Semih Y.’in avatarı

Tel gelince geri dondugumde yorumu gondermeme izin vermedi, kopyala yapistir yapinca bas kısmı almamis, eksik gitti, toparlayamadim kafamdakileri yeniden aynen, kusura bakmayin.

Sıla Arlı’in avatarı

Evet, sanırım başı çıkmamış. Sorun değil. Okuduğunuz, yorum yaptığınız için çok teşekkürler. Elbette bu destana dair bir Nolan yorumu, ama benlik değildi, umarım aktarabilmişimdir :) Ben prodüksiyonun hacminden çok anlatının tutarlı olup olmadığına bakıyorum. Dönüş filmi bir uyarlama olarak bana çok iyi geldi. Bütüne odaklanıp dağılmamışlar, tek bir güne odaklanmışlar. Ama tabii Nolan filmi yanında küçücük bir prodüksiyon.

Utku Cevre’in avatarı

Elinize sağlık, keyifle, yer yer sesli gülerek okudum. 😇 Coen Kardeşler’in serbest Odysseia uyarlaması 2000 tarihli “O Brother, where art thou?” filmini de anmadan edemedim. ☺️

Sıla Arlı’in avatarı

Çok teşekkürler 💕 Yalnız Coenlerin o filmi ne kadar güzeldir. Sirenleri unutamıyorum. Deniyor ki Nolan, kadınları gücendirmemek için Sirenleri öyle uzaktan bakarak geçmiş, açıkçası bana biraz saçma geldi.

Utku Cevre’in avatarı

Sirenler ve kör kahin Tiresias böyle dolaylı bir uyarlamada neredeyse kanonik olmaları sebebiyle aklımda kalmış benim de. ☺️ Nolan her zamanki gibi diyeyim. 😇

Enes146’in avatarı

Güzel bir inceleme ve eleştiri yazısı olmuş, elinize sağlık. Pek katıldığım söylenemez ama... Nolan hakkında karışık düşüncelere sahip bir izleyici olarak, genel kitlenin aksine 2010 öncesi Nolan'a hayranım. Sırayla Memento, İnsomnia, Batman Begins, Dark Knight ve Prestige gibi filmleri çekmiş olması benim için onu "canavar" yapıyordu. İnception ile beraber açıkçası biraz sinema dili de, yönü de değişti. Kardeşi Jonathan Nolan ile ayrılıkları bariz bir fark yarattı (ki ben Nolan rezil bir senarist asla demiyorum ama Jonathan'ın kalemi çok daha güçlü, bu ortada.). Elbette son dönem işlerinde de sevdiğim işler var, ben genel olarak Nolan'ı seven biriyim. Sadece o yaratıcı, daha düşük bütçelerle mükemmeli yakalayan adam gitti. Yüksek bütçelerle, her şeyi bir matematikçi gibi kurgulayan adam geldi. Buna üzülüyorum. Odyssey filminde de olduğu gibi, devasa bütçelerle, tüm imkanlarla, bütün yıldız oyuncularla büyük işler çekiyor artık. Dark Knight da evet büyük bir bütçe ile çekilmişti, biliyorum. Ama o filmde bile bir sürü çarpıcı detay, eşsiz sahne ve daha oturaklı yapı olduğunu düşünüyorum. (hem senaryo hem çekim aşamasında). Şu an ise tamamen tüm imkanlar ve güçler elinde bir yönetmen bulunuyor. Bu şekilde zaten ortalama üstü bir yapımın çıkması daha kolay. Artık, tüm imkanlarla milyonluk şovlar çekiyor ve sergiliyor gibi hissediyorum. Hatta yer yer manipüle ettiğini seyirciyi. Sinema bir manipülasyon aracıdır evet ama Nolan bunu milyonlar harcayarak yapıyor; müziği son ses vererek, tüm yıldızları sergileyerek, Imax kamerlaraı kullanarak yapıyor. Beni rahatsız eden nokta bu.

Odyssey filmini şahsen beğendim, hatta beklediğimden çok beğendim. Kitabı okumamıştım ve çok mitoloji bilgim de yoktu, buna rağmen anlamakta hiç zorlanmadım hatta çokça hissettim. Ama benim bile, sizin de bahsettiğiniz gibi soru işaretleri oluştu kafamda. Aslında yorumun başında Nolan ile girmemin sebebi buydu. Çünkü manipüle edilmiş hissettim. Evet etkileyiciydi ama 250 milyon dolarlık bir eser zaten, dedim içten içe. Görannson'un müziklerine bayıldım, ki şuan bile dinliyorum:D ama Nolan'ın özellikle son filmleriden çok fazla yaptığı müziği aşırı ve yüksek kullanımı bir noktada beni bıktırdı. Oyunculuklar ile alakalı Tom Holland ve Benny Safdie dışı bir problem de göremedim. Anne Hathaway ve Matt Damon yorumunuz ise şaşırttı çünkü rollerini en iyi kotaranlardan olduğunu düşünüyorum. Matt Damon izlemeyi de pek sevmem şahsen, buna rağmen baya iyi iş çıkarmış gibi hissettirdi. Ve genel olarak insanların yakındığı "nerede o Akdeniz tonları, neden mavi soluk" konusu ise... bana gereksiz geliyor. Nolan'ın tüm filmleri zaten bu renk paletinde çekildi. (renk körü bir yönetmen olunca...) Her yönetmen Odyssey filmini çekebilir ve ona göre de renk paletleri farklı olur. Bu bence sinemanın çeşitliliği ve güzelliği zaten. Tarihsel doğruluk ve çoğu noktada ise insanlarla aynı düşünsem bile, bunların major hatalar/kusurlar olduğunu da pek düşünmüyorum. En nihayetinde iyi ki sinema var dediğim bir seyirlik oldu. Hatta film vesilesiyle Homeros'un metnini okumaya da başladım 😅

Biraz karşık bir yorum oldu ama, biraz içimi de dökmek istedim sanırım. Nolan'ı, sinemasını ve Odyssey filminin de neden sevilmediğimi çok iyi anlıyorum. Ben ise sanırım daha itidalli olan taraftayım. Yeniden elinize sağlık, tartışmak isterim eğer karşıt görüşleriniz var ise 🙏🙏

Sıla Arlı’in avatarı

Merhaba! Yorumunuz için, okuduğunuz için çoook teşekkürler! 🙏 Ben aslında eleştiri değil de, filmlerin ve dizilerin kendi entelektüel bakışımla bana düşündürdükleri üzerine yazmayı seviyorum. Daha çok bir personal review diyebiliriz. Gerçekten de pek Nolan insanı değilim 😃 Yazıda da belirttim, Memento ve Insomnia sevmiştim, kardeş faktörü konusunda haklısınız. Insomnia ise zaten bir uyarlama, Nolan sadece yönetmiş. Bu filmin bu kadar çok tanıtımı olunca sanırım çok büyük beklentiler içine girdim. Hathaway belki bu sene üst üste izlediğimiz için mi böyle hissettirdi? Şeytan Marka Giyer 2'de izledik, Mother Mary'de izledik, bunda başrolde, daha da yeni filmleri yoldaymış, amanın 😃 Bazen bir film sonraki izleyişlerde çok daha farklı hissettiriyor, kim bilir belki Odyssey de benim için öyle olur!

Pınar K. Küçükaras’in avatarı

Elinize sağlık, çok güzel bir derleme-inceleme olmuş.

Benim de bu filmde hissettiklerim farklı değil. Daha sinemadayken "neden buradayım?"ı sorgulamaya başlamıştım. Özellikle bu "büyük yönetmen / 3 saatlik film" formülünü. Artık sıkılmadık mı bundan? Sonsuz bütçelerin mutlaka iyi film demek olmadığını bu dönemde sıkça gördük, The Odyssey de onlardan biri oldu. Ve neredeyse izleyecek başka film bırakmayan sinema salonu dayatmasına da sinirliyim. Bu sayede gişe artırmak rahatsız edici.

Anne Hathaway abartılı, Matt Damon yavan demişsiniz ya, müsaadenizle bir katman daha ekleyeyim: Matt Damon yavanlıkta abartılı (ki çok severim, ne şahane olduğu filmler vardır).

Ben de Pattinson'ı unutmaya çalışıyorum; Nolan'ın uzattıkça uzattığı "kılıçları alın", "kalkanları alın", "mızrakları alın" haliyle aklıma kazındı maalesef.

Ve ses. Sinema salonunu bir basınç odası gibi kullanarak sesi gerilim ögesi yapmak gayet ucuz bir numara bence.

Neyse ki mavilikler imdadıma yetişti biraz.

Sıla Arlı’in avatarı

Çok teşekkürler 🙋🏻‍♀️ İzlemek zorunda bırakıldık gibi oldu. Ben de pek sevemedim ama yazarken de sevenleri kızar mı diye düşünmedim değil 😄 Twitter’da bazıları nasıl Nolan sevmezsin diye linçleniyor, arkama bakmadan kaçtım.

Pınar K. Küçükaras’in avatarı

😄 🌸